Duyurular

AB-Türkiye Mutabakatı’nın 10. Yılı: İnsan Hakları ve Hukukun Göz Ardı Edildiği On Yıl

18 Mart 2016’da imzalanan AB-Türkiye Mutabakatı 10. yılını dolduruyor. Aradan geçen on yıl, bu Mutabakat’ın hareket halindeki insanların haklarını koruyan bir mekanizma değil, onları siyasi pazarlıkların nesnesi haline getiren, temel haklarını aşındıran ve hukuku geri plana iten bir göçü dışsallaştırma politikası olduğunu açıkça göstermiştir.

On yıllık deneyim, Mutabakat’ın ne kadar tek taraflı, öngörüsüz ve sürdürülemez bir model olduğunu ortaya koymaktadır. Gelinen noktada Mutabakat, fiilen işlevsiz hale gelmiştir. Bu durum, göç yönetiminin hukuki güvenceler ve hak temelli ilkeler yerine, kısa vadeli siyasi çıkarlara dayandırıldığını göstermektedir. Öte yandan izleyen süreçte Mutabakat, sığınma hakkına erişimi zayıflatmış, kırılganlıkları derinleştirmiş ve koruma arayan insanların ne pahasına olursa olsun Avrupa’dan uzak tutulabileceği anlayışını normalleştirmiştir.

Geçici bir çözüm olarak sunulan Mutabakat, zaman içinde mültecileri ve göçmenleri belirsizlik ve güvencesizlik içinde tutan kalıcı bir yapıya dönüşmüştür.

Bugün Türkiye ve Yunanistan adaları, Avrupa Birliği’nin gözetleme, caydırma ve alıkoyma politikalarının uygulama alanlarına dönüşmüş durumdadır. Her iki ülkede de sığınmacıların ve mültecilerin yaşam koşulları her geçen gün ağırlaşmakta, geçicilik hali kalıcılaşmaktadır. Daha da önemlisi, Mutabakatın yarattığı şeffaflık ve hesap verebilirlik boşluğu, hem Türkiye’de hem de Avrupa Birliği tarafında yaşanan hak ihlallerinin etkili biçimde denetlenmesini büyük ölçüde engellemektedir.

AB-Türkiye Mutabakatı’nın geri gönderme boyutu artık fiilen işlemese de, oluşmasına ve gelişmesine dayanak olduğu “Avrupa Kalesi” fikrinde varlığını sürdürmektedir. Bu anlamda AB-Türkiye Mutabakatı’nın gerçek mirası; adil ve sürdürülebilir bir sığınma sistemi değil, Avrupa Birliği’nin bu modeli başka ülkelere de yaymaya çalıştığı dışsallaştırma siyasetinin kurumsallaşması, hesap verebilirliğin aşınması ve mültecilerin siyasi pazarlık konusu haline getirilmesidir.

Mülteci-Der olarak, Avrupa Birliği’ni ve Türkiye’yi sınırlandırma ve caydırma politikalarından vazgeçmeye; uluslararası koruma, gerçek sorumluluk paylaşımı, güvenli geçiş yolları, şeffaflık ve hesap verebilirlik temelinde hak odaklı bir yaklaşım benimsemeye çağırıyoruz.

Mülteciler pazarlık konusu değil, hak sahibi insanlardır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu