SEFERİHİSAR FACİASININ 2. YILINDA
DRAM DEVAM EDİYOR
Bundan iki yıl önce, 8 Aralık 2007, Cumartesi gecesi, İzmir'in Seferihisar ilçesinden yola çıkan ve yaklaşık 85 “umut yolcusu” sığınmacı ve göçmeni, Yunanistan'ın Sisam adasına götürdüğü sanılan tekne, kötü hava şartları nedeniyle, alabora olarak batmıştı.1
9 Aralık sabahı, karaya vuran cesetler üzerine başlatılan arama kurtarma çalışmalarında, ilk günlerde 46 kişinin cesedine ulaşılırken, 6 kişi ise kendi çabası ya da sahil güvenlik ve balıkçıların yardımıyla kurtulmuştur.2 İlerleyen günlerde ise 4 kişinin daha cesedine ulaşılmış ancak geriye kalanların cesetlerine dahi ulaşılamamıştır.
Ege Denizi'nde yaşanan en büyük kazalardan biri olan Seferihisar faciasının ardından, kamuoyuna yansıyan ya da yansımayan pek çok kaza gerçekleşmiştir. Son iki yılda Ege’de en az 445 insan ölmüş ya da kayıp olmuştur. 1988’den beri Avrupa sınırlarında ulaşmaya çalışırken hayatlarını kaybeden insanların sayısı ise, en az 14.877’dir.3 Bunlar sadece basında yer almış insan kayıplarıdır; buna bir de basına dahi yansımayan kayıplar eklenmelidir. Karşı karşıya kaldığımız olgu, gerçek bir insanlık utancıdır.
Son yıllarda bir yandan dünyada çatışmalar, savaşlar ve insan hakları ihlalleri artarken diğer yandan özellikle Avrupa’da sınırlarının adeta bir kale duvarı gibi yükseltilip, yasal yollardan Avrupa’ya girme imkanlarının son derece zorlaştırıldığı dikkat çekmektedir. Bizler bugün, sınırları çevreleyen bu kale duvarları nedeniyle, uluslararası korumaya ihtiyacı olduğu halde yasal yollardan güvenli bir ülkeye ulaşamadığı için, yasal olmayan yollardan umut yolculuklarına çıkan insanların trajedilerine tanıklık yapmaktayız.
Seferihisar kazasında batan teknede bulunan bazı kişilerin de Türkiye makamları ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) nezdinde daha önce sığınma başvurusu yapmış olmaları, üzerinde ısrarla durulması gereken vahim bir noktadır. Zira, sığınma başvurusu yapmış kişilerin, bu başvurularına rağmen böylesine tehlikeli bir yolculuğu göze almaları aslında Türkiye'deki iltica sisteminin durumunu gözler önüne sermektedir.
Geçtiğimiz yıllarda uluslararası insan hakları örgütleri tarafından yayınlanan raporlarda dikkat çekilen bu duruma, son olarak Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg tarafından yayınlanan Türkiye Raporunda ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Abdulkhani ve Karimnia-Türkiye kararında bir kez daha eleştirilmiştir. Hem Komiser Hammarberg'in raporu hem de AİHM kararı ile Türkiye'deki sığınmacı ve mültecilerin çaresizliği vurgulanmıştır. Oysa unutulmaması gereken, bu insanların çaresizliğinin Türkiye'nin utancı olduğudur.
Bu utançların silindiği güne dek, Seferihisar'da yaşanan kaza gibi pek çok kaza yaşanacak ve yüzlerce insan “insanca yaşayabilme” umuduyla çıktıkları yolculuklarda yaşamlarını kaybetmeye mahkum olacaklardır. Sizleri, Seferihisar kazasının 2. yıldönümünde, bu utancın silinmesi için çalışmaya ve bu insanlara desteği bir yük değil bir onur olarak beraber taşımaya çağırıyoruz.
Mültecilerle Dayanışma Derneği
1Sahil Güvenlik Komutanlığı'nın 10.12.2007 tarih ve 37 no'lu basın açıklaması;
http://www.sgk.tsk.mil.tr/Basin/2007-BASIN/aciklama/10.12.2007/29-30.03.2007.htm
212.12.2007 tarihine kadar açıklanmış resmi sayılardır.
3Ayrıntılı bilgi için: http://fortresseurope.blogspot.com/







